Kupanın Nostalji Adamları #1 Roberto Baggio


15–16’ıncı yüzyıl İtalyan Rönesans’ının 20’inci yüzyıl sonu futboluna düşen gölgesinden bir adam: Roberto Baggio. Onun sanatını icra etmesi için ilham perilerini beklemesine gerek yoktu çünkü Baggio birkaçını sırtına dökülen saç tellerinde ömür boyu yaşamaları için ayartmıştı...

Maradona’nın 1986 Dünya Kupası’nda ülkesinin İngiltere’ye karşı oynadığı 90 dakika bittiğinde basın mensuplarına karşı, “el var” tartışmalı golü için “Benim elim değil tanrının eli.” demesi bu cümlenin Armando’yla birlikte seneler sonraya da taşınmasına ve Arjantinlinin tüm ihtişamlı kariyerinden önce Tanrının Eli olarak hatırlanmasına sebep oldu. Öyle ki ona bu unvanı kazandıran karşılaşma içinde belki de Kupa’nın en iyileri arasında sayılabilecek attığı ikinci gol dahi karanlığa gömüldü. Maradona bilmeden de olsa akıllarda nasıl yer edeceğini kendi ağzından çıkan sözlerle çizmişti ancak 94 Dünya Kupası finalinde Baggio’nun böyle bir şansı da olmayacaktı. Topu penaltı noktasına koyduğunda kalecinin ters köşeye yatacağını düşünüyordu. Yapmak istediği topu aşırtma bir vuruşla havalandırıp kalenin tam ortasından ağlara yollamaktı ama o bu niyetle topa vurduğunda meşin yuvarlak farklı şekilde üst direkten dışarıya gitti. Reji İtalyan futbolcunun öne eğilen başını gösterirken bu atış zihinlerdeki Baggio isminin üzerine dört koldan yapışmıştı, Baggio’nun bile. Yıllar sonra dahi yaptığı o atış için şu cümleleri kullandı. “O penaltı her gün geliyor aklıma. Penaltı kaçırmadım mı? Kaçırdım. Fakat hiçbir penaltı vuruşunda topu öyle havaya dikmemiştim. O finali tekrar oynamak isterdim.”

Tabi bence bu hatırlananlar futbol efsanelerinin yalnızca çerçevesi. Çerçevelerin kilitlerini açıp içlerinden fotoğraflarını çıkarttığınızda her birinin arkasında aynı yazıyı okumanız muhtemel. “Saf futbol”.

***

Baggio İtalya Serie C takımı Vicenza’ya transfer olduğunda henüz lise çağında bir çocuktu. Burada oynadığı süre boyunca formasında terletmediği yer bırakmayan Baggi kısa sürede camiadaki genç yetenek avcılarının dikkatini çekmeyi başarmıştı. Bunun yanında kulüp Roberto için gelen teklifleri beklemeye alıyordu, bu genç adamının ederinin çok daha fazla olduğunun farkındalardı. 3 sene sonunda beklenen oldu. 18 yaşındaki İtalyan, ülkesinin 1’inci liginin kapısından içeri giriyor Fiorentina formasını üzerine geçiriyordu.

Kusursuz bir futbol kariyeri cadı kazanında yapılan bir iksir olsaydı eğer muhtemelen içine kepçeler dolusu şans eklemeniz gerekirdi. Baggio’nun şansı da her zaman onunla birlikte olmayacaktı. Vicenza yıllarında başına gelen diz bağı kopması sorunu Fiorentina’daki ilk sezonunda da onu yalnız bırakmadı. Bununla birlikte forma istikrarını yakalayabilmesi için birkaç sezon beklemesi gerekti. 87–88 sezonunda kendini gösteren kıvılcımlar bir sezon sonra en tepe noktaya çıktı. Roberto o sezon sadece takımın devamlı oyuncusu olmakla kalmamış aynı zamanda tüm İtalya’ya da namını duyurmuştu. Takımla geçirdiği son sezonda da yakaladığı ivmeyi hiç bozmadan ilerledi. Rüyanın devamı şöyle diyordu: 1990 Dünya Kupası.
 
 24 ülkenin katıldığı 1990 Dünya Kupası’nda ev sahibi İtalya'ydı. İsimleri favoriler arasında bulunan Gök Maviler grup maçlarını lider olarak tamamladılar. İlk iki maçında teknik direktör Vicini’nin adını yedek kulübesine yazdığı Baggio sonraki maçlarda ilk 11’de forvet arkası pozisyonunda yerini aldı. Takımının Çekoslovakya’yla oynadığı 3. grup maçındaysa ilk golünü yazacaktı. Maradona’lı Arjantin’le oynanan yarı finalde Roberto karşılaşmanın son çeyreğinde oyuna dahil oldu. Berabere biten maçta finalin adını belirleyecek penaltı atışlarına geçildiğinde Kutsal At Kuyruğu kendi üzerine düşeni yapıp penaltısını gole çevirdi ancak bu yeterli olmayacaktı. Takım arkadaşları Roberto Donadoni ve Aldo Serena’nın kaçırdığı son iki penaltı İtalya’yı kendi evinde kupanın dışına itmişti.

***

Futbolun bacasız bir fabrikaya dönüştüğü ilk yılların futbolcularından biri olan Baggio bu fabrikanın ilk fabrikatörlerinden birine de bizzat kendisi rastladı. Juventus, Fiorentina’ya bonservisi için geldiğinde kulübün elinde Baggio için tam 7,75 Milyon Euro vardı. Dönemi için bu rekordu, daha önce hiçbir futbolcu bu kadar yüksek bedeli görmemişti. Bu arada bir kısım Fiorentina taraftarı Roberto’nun ayrılık acısını İtalya sokaklarına dökülerek bir kısımsa biraz daha ileri gidip bu üzüntüyü eyleme geçirerek yaşamayı tercih ettiler. Çıkan olaylarda onlarca kişi yaralandı. 
 
 90–91 sezonu başladığında Baggio artık yeni evinin sakinleri için yeşil çimlerde sahne alacaktı. Ama göstermesi gereken bir şey daha vardı, eski ev sahibine bağlılık. O sezonun ilk Fiorentina deplasmanında Roberto kazanılan penaltıyı atmayı kabul etmedi ve maç bitiminde tribünlerden atılan bir Fiorentina atkısını omuzlarına bırakıp sahayı terk etti. 92–93 sezonuna gelindiğinde Kutsal At Kuyruğu takım kaptanı olarak Uefa Kupası finalinde boy gösteriyordu. Borussia Dortmund karşısında önce 30’uncu dakikada 1–1 eşitliği bozan golü attı ardından 74’te topu bir kez daha filelere yollayarak son dakikalara girmeden fişi çekip kupayı takımına getirdi. Sezon sonunda hem Avrupa’da hem dünyada yılın futbolcusu ödülü en hakedeninden Baggio’nundu.

94 Dünya Kupası’na gelindiğinde Roberto artık tüm İtalya’nın Roberto’suydu. Kupadaki en büyük koz olarak görülüyor herkes oyuncusuna sonsuz güveniyordu. Ki öyle de oldu, tüm kupa serüveninde takımı adeta sırtlayan bir Baggio vardı. Grup maçlarında ilk üçün bir üst tura çıkması kuralıyla birlikte kötü geçen bir futbol serüvenine rağmen galibiyet almadan gruplarından çıkmayı başardılar. Nijerya’ya karşı oynanan son 16 maçındaysa Baggio masaya yumruğunu koyuyordu. Son çeyreğe 1–0 geride giren İtalya 88’de maestrosunun golüyle eşitliği buluyor uzatmalarda bir kez daha “ben bitti demeden bitmez” diyen Roberto bir penaltı atışıyla takımını çeyrek finale taşıyordu. Çeyrek finalde İspanyollara karşı eşitliği yine Baggi bozdu. Finalden önceki son dönemece girildiğinde Bulgaristan kalesine de iki gol gönderip ülkesinin adını finale Sambacıların yanına yazdırdı. Kupayı getirecek maç geldiğinde doktorlar tarafından, adelesi çeken Baggio’ya maça çıkmaması söylendi. Dünyanın diğer ucundaki finalin başlama düdüğü çaldığındaysa sahada at kuyruğu saçlarıyla salınan bir adam vardı, 27 yaşındaki İtalyan vazgeçmemişti. 90 dakikası berabere biten maçta iş penaltılara kalmıştı. Önce İtalya’da Berasi kaçırdı, Brezilya’daysa Marcio Santos’un atışını kaleci Pagliuca kurtarıyordu. Ardından her iki ülke tarafından yapılan iki atış da başarılıydı. İtalya’nın Massaro tarafından kullanılan 4’üncü penaltısını kaleci Taffarel kurtardı. Dunga’nın durumu 3–2’ye getirmesinin ardından Roberto Baggio penaltı noktasına yöneldi. Kaçırmazdı, hep atardı, hep atmıştı. Taraftar öyle düşünüyordu, belki topun başındaki adam bile kendisi için aynı şeyi düşünüyordu ancak her şeyin bir ilki vardı ve Asil At Kuyruğu bu olayı en acı hallerinden biriyle tecrübe etmişti. Panenkavari bir vuruş ve auta giden top… Kupa Sambacılarındı.

***

Sakatlıktan bir türlü sıyrılamayan Baggio 95’te Juventus’a gelen yeni kan Del Piero’nun yedeği olmaktan kurtulamamıştı. Kendisine yeni bir nefes bulmak için Milan’a giden Baggio goller atmaya devam etmesine rağmen burada umduğu etkiyi yaratamadı. Geriye gittiğini düşündürmek yahut yerinde saymak “eskisi gibi değil” yaftasını oyuncunun üzerine çok kolay yapıştırır. Bu noktada ya zirvede bırakmak ya da öyle olmadığını insanlara ispat etmek gerekir. Baggio zor olan ikinci yolu tercih edecekti. Milan’la sözleşmesinin bitmesinin ardından bir başka Serie A takımı Bologna’ya transfer oldu. Burada Zümrüd-ü Anka kuşu olup 30 yaşında kısacık kestirdiği saçlarıyla küllerinden yeniden doğuyordu İtalyan. Artık o asil at kuyruğu yoktu. İlham perilerini şortunun cebinde saklıyordu. Çıktığı 33 maçta 23 gol 1 asistle oynayan Baggi ben hâlâ buradayım diyerek 98 Dünya Kupası kadrosuna da adını yazdırmayı başarmıştı. 
 
98 Dünya Kupası ilk maçında Şili’yle karşılaşan İtalya son 5 dakikaya kadar 2–1 gerideydi. 85’inci dakikada elle oynama kararıyla İtalya lehine bir penaltı verildi ve bilin bakalım topun başına ilk 11’deki hangi oyuncu geçti. Baggio! Herkes zihinlerindeki 94 Kupası finalinin görüntülerini tozlu raflardan indirirken Roberto atışı gole çevirmişti bile! Çeyrek finalde Fransa karşısında iş yine penaltılara kaldığındaysa ilk atış Roberto’nundu ve İtalyan bu sefer de üzerine düşeni yapacaktı. O maçın kazananı Fransa oldu ama bu sefer topu üst direkten auta yollayan bir Baggio yoktu.

Hem Bologna’da geçirdiği dönem hem Dünya Kupası etkisi 31 yaşındaki İtalyanı yeni bir kulüp yoluna iteklemişti. 98–99 sezonunda İnter’e transfer oldu. Simoni döneminde oyuna genelde yedekten giren Roberto, Marcello Lippi döneminde tamamen yedek kaldı. Kulüpte geçirdiği süre boyunca da teknik direktörüyle arasındaki buzlar hiç erimedi. 1999–2000 sezonuna gelindiğinde İnter’le olan sözleşmesini yenilemedi. İtalyan daha sonraki yıllarda o sezon sonunda Galatasaray’dan teklif aldığını ve kendisinin de ikna olduğunu fakat arkadaşlarının bir akşam yemeğinde araya girerek onu bu kararından vazgeçirdiğini söylemişti. Peki ya bu karar netliğe kavuşsaydı ve 99–2000 Uefa finalinde Baggio penaltı atışları için Galatasaray adına o çimlerde olsaydı, acaba yine kaçırır mıydı?

***

2000 yılında artık 33 yaşına geldiğinde verdiği bir kararla Serie A’ya yeni yükselen Brescia ekibine transfer oldu. Çıktığı 95 lig maçında 45 golle oynayan Kutsal At Kuyruğu ligde kalma çabasında olan takımını 4 sezon boyunca ligde tuttu. 2004 yılının mayıs ayında Milan’a karşı oynadığı jübile maçının 88’inci dakikasında sahadan ayrılırken binlerce İtalyan Roberto Baggio için el çırpıyordu. Futbolu bıraktığı Brescia ise efsanesine vefasını giydiği 10 numaralı formayı emekli ederek gösteriyordu. 
 
Roberto Baggio. O kötü niyetli büyücülerle dolu bir ormanda top koşturan iyi niyetli bir adamdı. İlham perilerini saçlarında saklayan bir sihirbaz…
Okunma : 127

YORUMLAR (0)