Avrupa, Avrupa Duy Sesimizi!


Ne yapalım?...

Euro 2008'de başarı olarak tanımladığımız yarım kalmış mazilere mi ulaşalım, yoksa hafızalardan silinmeyecek bir performans ortaya koyarak Avrupa'nın bizim sesimizden ürkmesini mi sağlayalım?

Öncelikle 23 kişilik kadroyu teknik açıdan değerlendirecek olursak; daimi olarak katılamadığımız ancak her katıldığımızda beraberinde gelen ve her ülkede baş gösteren tartışma olan ?milli takıma çağırılan oyuncuların tartışılması? konusunu biz de değerlendirmeliyiz.

"Ali çağırılıyor, Hasan yok; şu hak etti, bu hak etmedi mi?" gibi sözleri genel olarak milli takımın her maçından önce duyarız.

Milli takımımızın da 23 kişilik bu kadrosunda en çok tartışılan;

-Galatasaray'da diğer sezonların aksine bu sezon biraz daha kötü bir görüntü çizen Semih Kaya'nın çağırılması,

-Sezonu 4. tamamlayan Medipol Başakşehir'de Abdullah Avcı'nın değişilmez isimlerinden biri olan Yalçın Ayhan'ın çağırılmaması,

-Vitor Pereira'nın Nani'yi orta bölüme aldıktan sonraki kanat jokeri Alper Potuk'un 31 kişilik geniş kadroda yer alması, ancak 23 kişilik kadroda olmamasıydı.

Net bir şekilde ifade etmeliyim ki; bazı antrenörlerin daha önce çalıştığı ve yeteneklerini bildiği oyuncuların son dönemde iyi bir performans sergileyememiş olsalar dahi "Ben onu iyi oynatırım." düşüncesine sahip olduğu doğrudur.

Yine bununla beraber Fatih Terim'in sadece Euro 2016 için değil gelecek diğer turnuvalara da yatırım yapma amacıyla şimdiden sorumluluk yükleyerek biraz daha genç bir kadro kurmak istediğini de biliyoruz.

Oluşturulması istenen 23 kişilik kadroda görmek istediğimiz ama sayıdan ötürü dahil edilemeyen gerçekten yetenekli oyuncularımız var, ancak maalesef sayının 23 ile sınırlı olması öyle tahmin ediyorum ki; Fatih Terim'in Alper Potuk ve Gökhan Töre gibi nice yetenekli oyunculara zor da olsa, Euro 2016 kapısını kapatması anlamına geliyor.

Milli takımımızın ilk 11'inin defans hattında gerçekten başımızı ağrıtacak bir sorunun olduğunu söylemeliyim.

Defans hattının sağdan sola Gökhan Gönül - Mehmet Topal - Hakan Balta - Caner Erkin isimleriyle doldurulacağı öngörülüyor. Caner'in uzun süren maç eksiği Gökhan'ın da transfer dedikodularının her geçen gün belirsiz hale gelmesi bu iki oyuncuyu yıpratmış olmasına rağmen, bu iki oyuncuya da güvenim tam. Burada asıl sorunumuz stoper olmasa da stopere devşirilen Mehmet Topal ve Hakan Balta ikilisi.

Hakan, aslında sol bek olsa da, uzun zamandır stoper bölgesinde oynayan bir isim olduğu için daha avantajlı.

Mehmet Topal da burada kendisine verilecek görevi en iyi şekilde yapabilir ama onun defansif orta sahada olmayışı özellikle Hırvatistan ve İspanya'ya karşı oynanacak maçlarda orta sahadaki hakimiyeti çok zor elimize almamız anlamına geliyor. Öyle ki; bunu net olarak İngiltere maçında gördük. Hazırlık maçlarının yarattığı rehavet ve düşük tempolu oyun, ayrıca Karadağ ve Slovenya gibi daha zayıf halkalı rakiplerle karşılaşılması sonucu bu sorun çok baş göstermedi. Ancak yinede Slovenya maçında yayıncı kuruluşun spikeri Ender Bilgin ilk yarının ortalarında ?Orta sahada topu ayağımızda tutmakta ve pas yapmakta zorlanıyoruz.? dediğinde açık ve net sorunun Mehmet?in orta sahada olmamasından dolayı oluştuğunu anladım. Üzülerek söylüyorum orta sahamızda Mehmet Topal gibi pres yapma yeteneği yüksek başka bir oyuncumuz mevcut değil.

Tüm bunlara rağmen başta Teknik direktörümüze ve ekibine, başarıya olan açlığı gözlerindeki parlamadan anlaşılan tüm futbolcularımıza güveniyorum.

Unutmayın ki; umutla başlayan her şey, yeterince büyüktür.

Sizler 15 dakikada Çek'lerin işini bitiren, Tüm Avrupa'ya "Türkler bitti demeden bitmez." dedirten bir oyuncu grubunun devamını sağlayacak kocaman yürekli adamlarsınız.

Bu ülkede sırf istediği oyuncu milli takıma çağrılmadı diye, takımın teknik direktörü onun istediği isim olmadı diye kendi ülkesinin milli takımının başarısız olmasını isteyen yoğun bir insan grubu var. Çıkın ve bu şampiyonada öyle bir çaba sarfedin ki; bu insanlar yazdıklarıyla ve söyledikleriyle sizleri tabiri caizse, doğramasın, ezmesin.

Bu ülkede milli takım kaybedince üzüntüden, kazanınca sevinçten gözüne uyku girmeyen çocuklar var. Gelin bu çocuklar uykusuz kalacaksa, hiç değilse sevinçten uykusuz kalsınlar bunu sağlayın.

Fatih Terim'in 2000 yılında söylediği gibi: KAZANACAKSINIZ, KAZANMAK İÇİN UĞRAŞACAKSINIZ!

Unutmayın ki; Aslanlar kendi hikayelerini yazmazlarsa avcıların hikayelerini dinlemeye mahkum olurlar.

Sözlerimi Amerikalı yazar ve öğretim görevlisi Marianne Williamson'un adeta başarı isteği ve arzusu gözlerinden okunan bu oyuncu grubu ile bağdaştırdığım sözleriyle bitiriyorum.

?En büyük korkumuz yetersiz oluşumuz değil

En büyük korkumuz ölçüsüz güçlülüğümüz.

Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımız.

Kendimize sorarız, ben kimim ki parlak, güzel, yetenekli ve harika olayım?

Aslında siz ne değilsiniz ki?..

Siz Tanrı?nın çocuğusunuz.

Küçük oyununuz dünyaya hizmet etmiyor.

Sinmenin aydınlık bir tarafı yok ve insanlar sizin yanınızda güvende hissetmeliler kendilerini.

Hepimiz, tıpkı çocuklar gibi ışıldamalıyız.

İçimizde olan Tanrı?nın ihtişamını göstermek için doğduk.

O sadece bazılarımızın içinde değil, her birimizin içinde.

Kendi ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde, bilmeden diğer insanların da aynı şeyi yapmasına izin veririz.

Kendi korkumuzdan kurtulduğumuzda varlığımız kendiliğinden özgürleştirir diğerlerini de.?

Okunma : 915

YORUMLAR (0)